Teksas Kulesi Keskin Nişancısı: Charles Joseph Whitman
- norokadsite
- Dec 5, 2025
- 3 min read
Updated: Dec 13, 2025

“Bu aralar kendimi gerçekten anlayamıyorum. Ortalama, makul ve zeki bir genç adam olmam bekleniyor.
Ancak son zamanlarda (ne zaman başladığını hatırlamıyorum) birçok alışılmadık ve mantıksız düşüncenin kurbanı oldum.”
Bu satırlar, 1966 yılında Texas Üniversitesi’nin kule katında 96 dakika boyunca dehşet saçan Charles J. Whitman’ın kendi el yazısıyla bıraktığı cümlelerdi.1 Ağustos 1966, Austin–Texas. Öğle saatlerinde kampüste yankılanan silah sesleriyle Amerikan tarihinin ilk kitlesel keskin nişancı saldırısı başladı. Fail: Eski deniz piyadesi Charles Joseph Whitman.
Whitman o sabah, önce annesinin evine giderek onu bıçaklayarak öldürdü ve yanına açıklayıcı bir not bıraktı. Ardından kendi evine dönüp eşi Kathleen’i, uykusunda kalbinden bıçakladı. İki cinayet de planlıydı; her ikisinin başucunda bıraktığı notlar, zihnindeki şiddetli çalkantının izlerini taşıyordu.
Daha sonra silah, mühimmat, yiyecek ve ilaçlarla dolu bir bavulla Texas Üniversitesi’ne geçti. Mavi bir tulum giyerek kendini bir görevli gibi gösterdi, saat kulesinin 28. katındaki gözlem güvertesine çıktı. Görevliyi dipçikle etkisiz hâle getirdi, barikat kurdu ve 11:48 civarında ateş etmeye başladı. 96 dakika boyunca 14 kişiyi olay yerinde öldürdü, 31 kişiyi yaraladı. Yaralılardan ikisi daha sonra komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetti; böylece toplam ölüm sayısı 16’ya ulaştı.
Kuledeki dehşeti bitirenler, ateş altında zirveye ulaşmayı başaran iki polis memuruydu. Whitman’ı vurarak etkisiz hâle getirdiler. Fakat olay, yalnızca bir saldırganın hikâyesi olarak değil; bir beynin karanlık bir pencereden dışarıya yansıması olarak tarihe geçti.
Charles Whitman Kimdi?

Zeki, disiplinli ve genç yaşta “parlayan” biri.12 yaşında Kartal İzcisi unvanını aldı; okulda başarılıydı, piyano çalıyor, sessiz ama ilgi uyandıran bir çocuk olarak tanınıyordu. Ancak bu başarıların ardında ağır bir aile içi şiddet geçmişi vardı. Babasının baskısı ve fiziksel şiddeti, Whitman’ın çocukluğunu derinden şekillendirdi.
1959’da liseden mezun olduktan sonra babasıyla yaşadığı şiddetli tartışmanın ardından evden ayrıldı ve ABD Deniz Piyadelerine katıldı. Guantanamo Körfezi’nde görev aldı, keskin nişancı eğitimi aldı. Donanma Bilim Programı’yla burs kazanarak Texas Üniversitesi’nde mühendislik okumaya başladı. Orada Kathleen ile tanışıp evlendi.
Ancak akademik performansı sürdürülebilir olmadı; alkol, disiplin sorunları ve zaman yönetimi güçlükleri bursunun iptaline yol açtı. Kısa süreli bir askerî mahkeme süreci geçirdikten sonra 1964’te orduyla ilişkisi kesildi. Üniversiteye geri döndü; Kathleen öğretmen olarak çalışıyordu, Whitman ise emlak lisansı almıştı.Dışarıdan bakıldığında sıradan bir yaşam… Ancak içeride büyüyen bir fırtına vardı.
Ve o sabah, fırtına taştı.,
Gece 03.00 – Veda Notu

Whitman, annesini ve eşini öldürmeden önce bir mektup bıraktı:
“Yaklaşık iki saat boyunca bir doktorla konuştum ve beni ele geçiren yoğun şiddet dürtülerine dair korkularımı anlatmaya çalıştım. O görüşmeden sonra bir daha hiç doktor görmedim. Zihinsel çalkantımla yalnız mücadele etmek zorunda kaldım ve görünüşe bakılırsa bu çaba etkisiz kaldı.”
Ve ekledi:

“Eğer son dileğimi yerine getirebilecek gücü kendinizde bulursanız, otopsiden sonra bedenimi yakın.”
Whitman, kendi zihinsel durumunu inkâr etmiyor; aksine, beyninde bir şeylerin ters gittiğinden endişe ediyordu.
Ve gerçekten de öyleydi.
Nörohukuk Tartışması
Bir insanı suça iten şey beyni midir, yoksa kişiliği mi?
Charles Whitman vakası, bu sorunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterilir.
Hukukta cezai ehliyet, şu temel sorularla belirlenir:
Suç anında kişi davranışlarının farkında mıydı?
Beyin hasarı, suçu planlama kapasitesini tamamen ortadan kaldırır mı?
Whitman’ın beynindeki tümör, doğrudan amigdala ve hipotalamusa baskı yapıyordu. Bu biyolojik etki yadsınamazdı. Ancak öte yandan Whitman:
bavul hazırlamış,
gözetleme noktasını seçmiş,
mühimmat toplamış,
barikat kurmuştu.
Yani tamamen dürtüsel bir taşma da değildi. Planlama vardı.O hâlde tümör onu ne kadar “suçlu”, ne kadar “hasta” yapıyordu?
Antonio Damasio, Descartes’ın Yanılgısı’nda Whitman’ı frontal ve limbik sistem bozukluklarının karar alma süreçlerini nasıl çarpıtabileceğine örnek olarak ele alır:
“Whitman’ın beyninde bir şeyler ters gidiyordu ve davranışları bu bozukluğun bir yansımasıydı.”
Harvard’dan Joshua Greene ise modern nörohukukta iki katman önerir:
Nörolojik nedenlilik: Beynin davranışı belirleyen biyolojik etkisi
Toplumsal sorumluluk: Toplum düzeni ve caydırıcılık gerekliliği
Greene’e göre nörobilim bize nedenleri anlatır; ancak bu, cezalandırma mekanizmasını otomatik olarak geçersiz kılmaz.
Whitman’ın durumu tam da bu iki yaklaşımın kesişimindedir:
Beyin önemli bir nedendir, ama toplum sorumluluğu görmezden gelemez.
NÖROKAD Ne Diyor?
Nörobilim, suç davranışlarının sadece ahlaki veya sosyal değil, biyolojik bir boyutu olduğunu da gösterir. Ancak bu, bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Nörohukukun amacı yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, beyin temelli önleyici müdahaleler tasarlamaktır.
Beyni anlamadan yargılamak, sadece davranışı değil, insanı eksik okumaktır. Adaletin yolu, bazen beyni yargılamaktan değil, beyni anlamaktan geçer.
Ve şimdi sıra sizde:
Eğer Charles Whitman bugün hayatta olsaydı… Bir mahkeme salonunda yargılanıyor olsaydı…
Ve önünüzde şöyle bir rapor olsaydı:
“Beyin tümörü, amigdala ve hipotalamusa baskı yapmaktadır.”
Siz… ne karar verirdiniz?
Suçlu mu?
Yoksa… sadece hastalıklı bir beyin mi?
Kaynakça:
Görseller: Wikipedia - Charles Whitman



Comments